Romantik ilişkilerimizin ilerleyişi bilinçli bir süreç midir? Kimlere bu şekilde bir yakınlık duyduğumuz, kimlerle romantik ilişkiler yaşadığımız; partner seçimlerimiz bilinçli midir acaba?

Aşk kelimesinin kökenine baktığımızda Arapçaya ulaşıyoruz. Anlamı şiddetli, yakıcı sevgi. Bazı kaynaklarda ise “sarmaşmak” ve “sıkıca sarılmak” anlamlarına rastladım. Birçok kültürde aşk çok güçlü bir duygu olarak betimleniyor, karşı konulamaz… Neredeyse her kültürün de aşk üzerine bir efsanesi, sözlü edebiyatına işlenmiş destansı bir hikayesi var. Bu hikayelerde kişiler , isimler değişse de alt metnin çok benzer olduğunu görüyoruz.
Tüm bu aşklarda dikkat çekici ortak bir nokta var ; “kavuşamamak”. Sanırım bu duygunun bu kadar şiddetli oluşu da buradan geliyor. Tamamlanmamışlıktan… Belki de hiç gerçekleşmemiş olan hayallerin yoğunluğu aşkı büyülü bir şey gibi gösteriyor.
Son yıllarda ise birçok kişi aşkın bir görme kusuru olduğunu kabul etmiş durumda. Tam burada bu yazının başında da sorguladığımız noktaya yaklaşıyoruz. Ne kadar bilinçli bir düzeyde yaşanıyor tüm bunlar?
Freudyen bakarsak aşk dürtülerin doyuma ulaşma çabasıdır. Klein ise içsel aşk nesnesi için -her zaman yaptığı gibi- ‘ anne ‘ demiştir. Gelecekteki ilişkilerimizi belirlemede kritik bir önem taşıdığını söyler, bir insanın gelecekteki partnerini sevebilmesinin ön koşulunun doyurucu ve samimi bir anne ilişkisi olduğunu ortaya atar. Gerçekten de düşündüğümüzde anne ile ilk temaslarımızda ,şanslıysak, doyuruluyoruz. İsteğimiz çok kısa süre içinde gerçekleşiyor. Hem de çabasız ulaşıyoruz. Bu cennet kavramına ne kadar da benziyor. O halde ilişkilerimizde de bunu arıyor olabilir miyiz? “Kayıp cennet arayışı”. İsteğimiz yeniden karşılansın istiyoruz tıpkı o zamanlardaki şekilde.
Nasıl bir ebeveynle büyüdük? En yakınlarımız , ilk bağlanmalarımız(anne-bebek) bize nasıl bir ilişkiyi öğretti? Tüm bu soruların cevapları nasıl bir ilişki ve partner aradığımızın da cevabı olabiliyor.
Katıldığım bir seminerde şöyle bir cümle ilgimi çekmişti; Herkes kayıp cennetini aramıyor elbette çünkü herkesin ilk çocukluğu cenneti anımsatmaz. Örselenmiş, ihtiyaçları karşılanmamış çocuklar belki de kayıp cehennemlerini arıyorlardır.