Vanilyalı Sütlü Filtre

Bugün de son birkaç gün olduğu gibi başladı. Erkenden kalkıp hazırlandı. Çantasını kontrol etti. Cüzdanı, akbili, kulaklığı ve minik not defteri. Tamam, dedi. Telefonunu ceketinin cebine koydu. Son okuduğu kitabı koltuğunun altına sıkıştırıp sokağa çıkacakken yağmurun sesini fark etti. Kısa bir tereddütün ardından kitabını ceketinin içine sokup hızla dışarı çıktı. Hava henüz aydınlanmamıştı.

Evinin tam karşısındaki pastaneden her zamanki gibi ezine peynirli bir sandviç aldı. Çantasına sıkıştırıverdi. Hızlı olmayan adımlarla durağa doğru yürürken aslında otobüse binmek istemediğini hissetti. Ilık esen rüzgar uykusunu her geçen dakika daha da açarken içinde müthiş bir yürüme isteği duyuyordu. Çok sevdiği yağmur sesi eşliğinde yürüyor ve bir yandan ceketinin içindeki kitabı kaymaması için yukarı çekiştiriyordu. Derin bir nefes aldı. Dışarıdan oldukça sakin, kendi halinde belki biraz neşeli bir kız gibi duruyordu. İçeriden nasıl olduğunu aslında o da tam olarak bilmiyordu.

Gün içini huzurlu doldururcasına ağarırken yağmur da kesildi. Yürüdüğü yol ne düz ne de bayırdı. Çevresinde ağaç da yoktu. Sadece işe gitmek için yola çıkmış, mekanikleşmiş hareketleriyle yürüyen veya araç kullanan insanlar vardı. Kendisi de mezun olalı 6 sene olmuştu. İş aramıyordu. Kendini meşgul etme yollarını çok iyi biliyordu. Sevdiği birkaç aktiviteyi keşfetmişti. Okuyor, yazıyor ve çiziyordu.

Yürüyüşü varacağı noktaya ulaşmasıyla son buldu. Alt katı kafeterya üst katı tamamen ahşap dekore edilmiş kitaplıkları ve masalarıyla tam onun zevkine hitap eden bir kütüphaneydi burası. Üstelik deniz kenarında bir iskeleydi aynı zamanda. Günde birkaç kez iskeleye yanaşan sınırlı sayıda vapuru, yolcuların inip binmelerini, kitabından veya yazısından kafasını kaldırıp izlemeye bayılırdı.

Her zamanki masasına eşyalarını bırakıp sandviçiyle birlikte kafeteryaya indi. Vanilyalı Sütlü Filtre söyleyip kahvaltısını yaptı. Kalabalık mekanlarda her zaman olduğu gibi kulaklığı hep takılıydı.

-Kulaklıkta çalan parça-

Yorum bırakın