Değişmek ya da Değişmemek^

Kendime yabancılaştığımı hissedip acı çektiğim bir gece, yine bir şeyler karalıyordum günlüğümsü defterime. Günlük demek ne kadar doğru olur bilemiyorum çünkü gün gün neler yaptığımı yazmaktan ziyade içimi döktüğüm genelde huzursuz, depresif anlarımda sığındığım bir yer benim için. Bunu uzun zamandır da yapıyorum. Zannediyorum en eski defterimi yazarken yaşım 11 civarındaydı. Her neyse yazmaya başladım bir şeyler, ne gelirse aklıma hızlı hızlı yazıyorum. Güzellik kaygım da var; estetik yazayım ve anlamlı cümleler olsun anlaşılsın yazılarım istiyorum. Zihnimden düşünceler hızla akarken kalemim ona yetişemeyince yazım istemsizce çirkinleşiyor her seferinde.

Önceleri yazdıklarımı kimsenin okumasını istemezdim. Kilitli defterler alırdım aslında saç tokasıyla bile kolayca açılabilen. Şimdi ise yazarken aklımda hep ‘ölmek’ düşüncesi var. Ben ya çok yaşlıyım ya da ölmüşüm ve defterlerim çocuklarıma torunlarıma kalmış. Arkamdan diyorlar ki, ne çok sakınırdı bizden bunları, kitaplarını… Bak ne oldu şimdi.

Bu kısma emoji koymak istiyorum. Bir gülen surat bırakabilirim aslında. Ama bunu yaparkenki kaygım da yine tam anlaşılamayacak olmak. Espri yapıp sonuna şaka, demek istiyorum. Çünkü ya yanlış anlaşılırsam. Ne olur ki en kötü?

Evet son zamanlarda ise yazarken aklıma ölüm geliyor. (Sadece yazarken değil orası ayrı) Sanki birileri yazdıklarımı er ya da geç okuyacak ve beni oradan tanıyacaklar: “Aslında böyle biriymiş.” diyecekler. Sanki.

Sonra yazmayı bıraktım ve eski defterlerimi kurcalamaya başladım. O zamanlar nasılmışım diye meraklanarak. Gördüklerim daha doğrusu okuduklarım karşısında gerçekten şaşırdım. Çok uzun zaman olmuştu açıp bakmayalı onlara. Az önce yazdığım satırların bire bir benzerini okudum desem siz de şaşırır mısınız?

Okuduğum defter lise yıllarıma aitti. Aynı cümleler. Aynı sitemler. Aynı sorgulamalar… Nasıl olur diye düşündüm. Aradan 8-9 yıl geçmiş. Ben bir şeyleri çözememişim. O zamanlar yazarken içimden bir ses ben bu melankolik ruh halini seviyor muyum yoksa bu sadece ergenlikten mi kaynaklanıyor diye sorgulardı. Hep geçeceğini düşündüm. Yetişkin olduğum zaman (böyle bir zaman ayrımı varsa tabii) bu durum düzelecek ve ben bu huzursuzluktan, iç sıkıntımdan kurtulacağım.

Kurtulamamışım.

İşin enteresan yanı bunu içselleştirmişim. Dışarıya yansıtmıyor oluşuma bugün değinmeyeceğim. Aynı cümleleri kurduğumu fark ettiğim an benim için zihnimde birkaç pencere açıldı. Bunlardan biri az önce bahsettiğim melankolik olmayı seviyor oluşum. Bir diğeri de: İnsan 8 yılda hiç mi değişmez? düşüncesi.

Felsefeye hep bir merakım vardı. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir cümlesi üzerine uzun uzadıya düşündüğüm günler, Bir insana ceza vermenin etik açıdan yanlışlığı hakkında (çünkü o kişi artık suçu işleyen kişi değildir; suçu işleyen kişi geçmişte kalmıştır vs.) anlatılan tezleri okuduğum günler geldi aklıma. Bir yandan da şunu düşünüyorum; zihnimde konuşan ben, iç sesim yıllardır böyle biri. Değişiminin farkında değilim. Ya da gerçekten değişmiyorum. Çok eskilere gittiğimde de bunu görmüş oldum yeniden. Son birkaç yıldır kendimi ne kadar geliştirdim ki?

Yeni farkındalıklar oluşturup biraz gelişmek istiyorum. Umarım başarabilirim ve torunlarım benim sadece olumsuz cümlelerimi okumak zorunda kalmazlar. ( Yine bir emoji koyma isteğimi durdurduğum nokta.)

Yorum bırakın