yaşama gücünüz var mı?*

“Ölüme rağmen yaşamak ve sevmek gerektiğini hissediyordu.”

Anna Karenina’da bu sözü söyleyen kişi Lenin. Kiti’ye olan aşkı ve Rusya halkının aksine kilise’ye ve onun öğretilerine inanmayışıyla tanıyoruz Lenin’i. Hayat için heyecanının aşk ve evlilikle artacağını, tamamlanacağını hissediyordu. Gerçekten de bazen ölmeye doğru yaşıyor olduğumuz gerçeğiyle yüzleşiyorum ve kendimi büyük bir anlamsızlığın içinde hissediyorum tıpkı Lenin gibi.

Ölüm her yerde ve her an. Buna rağmen, yaşama gücü bulmak enteresan değil mi? İnsanlar sevdiklerinin yokluğuyla mücadele ediyorlar tek başlarına. Bununla yaşıyorlar, içlerinde çok büyük bir acı ile. Hissettikleri acının ruhsal olduğu kadar fiziksel belirtileri de oluyor. Bir arkadaşım bu acıyı şöyle tarif etmişti: Uyanıyorum vücudum zonkluyor hastaymışçasına, uyuyorum uyanıyorum ve aynı şeyi yaşıyorum.

Kayıplar herkes için zor, baş etme yöntemleri herkes için bambaşka. Ancak eğer kaybettiğiniz kişiyle aranızdaki ilişki çatışmalı bir ilişkiyse, ne onunla ne onsuz olabiliyorsanız; o yanınızdayken yaşananlar ve söylenenler bir pişmanlık olarak içinizde yaşıyor sizinle birlikte. Yokluğun ağırlığının yanında bir yük daha oluyor. Sonra… Sonra bir şekilde, mecburen, devam ediyorlar yaşamlarına. Zaman zaman acı çekerek ama bir şekilde.

Yalnızca başkalarını kaybetme ihtimali değil, kendi ölümümüze rağmen de yaşıyoruz. Her an ölebileceğimize rağmen yaşadığımız gelecek kaygısı bazen o kadar komik geliyor ki. Trajikomik. Yine de kafamızda birçok planla, yarınlar için çabalıyoruz. İçimizdeki bir güç bizi buna mecbur bırakıyor. Nietzsche buna güç istenci demiş. Her türlü hareket, eylem ihtiyacı. Aslında temelde birçok şeyi açıklamak için kullanmış bu kavramı. Duyunca ilgimi çekti. Güç istenci. Bana Sigmund Freud’un Libido kavramını hatırlattı. Günümüzde cinsellik bağlamında kullanılan bu kelimeyi Freud, yaşam enerjisi anlamında kullanmış aslında. Libido; Davranışların temelini oluşturan cinsel güdü. TDK’nin tanımına bakıp neden böyle bir dönüşüm yaşamış olduğu da düşünülmeye değer bir konu. Sanırım bu Freud’un insanı yorumlayışının etkisiyle bu şekilde anlaşıldı. Hayatın itici gücü cinsellik midir, yaşam enerjimiz bizi yalnızca çoğalmaya yöneltmekte midir?

Bu yazının başına geri dönelim; ölüm olmasaydı yaşamak nasıl olurdu? Bununla ilgili de daha sonra yazacağım.

2 Yorum

  1. chelifturan adlı kullanıcının avatarı chelifturan dedi ki:

    Bu yazıdan çok etkilendim… Ölüm konusu her zaman ilgimi çekmiştir. Metnin sonundaki soru hakkında düşüneceğim. Emeğinize sağlık. Yazılarınızın devamını bekliyorum.

    Liked by 1 kişi

    1. aynurmusmul adlı kullanıcının avatarı pskdanisman dedi ki:

      Teşekkür ederim.

      Beğen

Yorum bırakın